Erteleme Neden Olur? Oblomov Üzerinden Ertelemenin Psikolojisi
Bazen ne yapmamız gerektiğini biliriz.
Hatta yapmak isteriz.
Planlarız, düşünürüz, zihnimizde defalarca başlarız. Fakat sıra gerçekten harekete geçmeye geldiğinde kendimizi başka bir şey yaparken, beklerken ya da “birazdan başlarım” derken buluruz.
İvan Gonçarov’un Oblomov romanındaki İlya İlyiç Oblomov, düşünce ile eylem arasındaki bu mesafenin edebiyattaki en çarpıcı örneklerinden biridir.
Romanın daha ilk sayfalarında yapılması gereken işler vardır: çiftliğin sorunları, kâhyadan gelen mektup, taşınma meselesi, hesaplar…
Oblomov bunların farkındadır. Hatta sabah kalkıp çalışmaya da niyet eder.
Ama niyet ile hareket arasında tuhaf bir mesafe vardır.
Bir ayağını yataktan aşağı sarkıtır.
Sonra geri çeker.
“Kalkıp işe başlamalı,” der.
Biraz daha düşünür.
Biraz daha bekler.
Ve gün ilerlemeye devam eder. Romanın ilk bölümlerinden itibaren Gonçarov, Oblomov’un hareketsizliğini yalnızca “hiçbir şey yapmak istemeyen bir adam” görüntüsüne indirgemez.
Bu durum bizi önemli bir soruya götürüyor:
Erteleme gerçekten yalnızca tembellik midir?
Oblomov sadece “tembel” miydi?
Oblomov denildiğinde akla ilk gelen kelimelerden biri kuşkusuz tembellik.
Sonuçta karşımızda gününün önemli bölümünü uzanarak geçiren, işlerini erteleyen, kararlarını uygulamakta zorlanan bir karakter var.
Üstelik anlatıcı onun uzanmasını geçici bir yorgunluk ya da keyif olarak da tarif etmiyor:
“Bu onun tabii hali idi.”
Fakat roman ilerledikçe mesele karmaşıklaşıyor.
Oblomov yalnızca yapmak istemeyen biri değildir.
Düşünür.
Plan yapar.
Hayal kurar.
Zaman zaman değişmek ister.
Hatta yapabileceklerini kendisi de görür.
Oblomov’un durumu “rastgele bir tembellik” olarak ele alınmaz; onun işe giremediği gibi işsizlikten de gerçek anlamda zevk alamadığı belirtilir.
Bu ayrım önemli.
Çünkü psikolojik açıdan da bir şeyi yapmamak ile yapmak isteyip harekete geçememek aynı şey değildir.
Erteleme neden olur?
Erteleme neden olur sorusunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur.
Bazen görev sıkıcıdır.
Bazen kişi yorgundur.
Bazen yapılacak iş fazla büyük ya da belirsiz görünür.
Bazen de sorun yapılacak işten çok, o işe başlarken yaşayacağımız duygularla ilgilidir.
Bir sınava çalışmaya başlamak, ne kadar hazır olduğumuzu görmek anlamına gelebilir.
Bir başvuru yapmak, reddedilme ihtimaliyle karşılaşmayı beraberinde getirebilir.
Bir projeye başlamak, ortaya bir sonuç koymak ve o sonucun değerlendirilmesini göze almak demektir.
Zor bir konuşmayı yapmak ise, sonucu artık zihnimizde erteleyememek anlamına gelebilir.
Bu durumlarda kişi her zaman bilinçli biçimde “bundan kaçacağım” diye düşünmez.
Bazen yalnızca:
“Biraz sonra yaparım.”
der.
Ve o “biraz sonra” tekrar tekrar ertelenebilir.
Oblomov’un çiftliğine gitmesi gerektiğini bilmesine rağmen yaşadığı durum da romanda oldukça yalın biçimde anlatılır:
“Bugün, yarın derken yola çıkamamıştı.”
Bir cümleyle anlatılan şey, aslında ertelemenin en tanıdık biçimlerinden biridir.
Düşünmek, yapmakla aynı şey değildir
Oblomov’un ilginç taraflarından biri, aslında zihinsel olarak tamamen boş olmamasıdır.
Çiftliğini nasıl düzenleyeceğini yıllarca düşünür.
Planlarını tekrar tekrar gözden geçirir.
Yeni fikirler geliştirir.
Hayalindeki evi, bahçeyi, yaşam biçimini ayrıntılarıyla tasarlar.
Fakat düşünce giderek eylemin yerine geçmeye başlar.
Gonçarov bunu neredeyse ironik bir biçimde anlatır. Oblomov uzun uzun düşündükten sonra:
“Eh, bugün insanlık için yeterince çalıştım.”
der ve dinlenmeye karar verir.
Burada yalnızca komik bir sahne yoktur.
Düşünmek, planlamak ve zihnimizde bir şeyler yapmak bazen bize ilerlediğimiz hissini verebilir.
Oysa zihinsel hazırlık ile davranış arasındaki mesafe kapanmadığında kişi çok fazla düşünmesine rağmen bulunduğu yerde kalabilir.
Bu nedenle ertelemede bazen sorun “Ne yapacağımı bilmiyorum” değildir.
Kişi ne yapacağını gayet iyi biliyor olabilir.
Asıl güçlük, bildiğini davranışa dönüştürmekte ortaya çıkabilir.

“Hemen harekete geçmeli…”
Romanın benim bu konu açısından en sevdiğim anlarından biri oldukça erken gelir.
Oblomov bir süre düşündükten sonra sonunda kesin bir karara varmış gibi konuşur:
“Hemen harekete geçmeli, boşuna vakit kaybetmemeli…”
Ve tam o sırada kapının çıngırağı çalar.
Düşüncenin devamı yine yarım kalır.
Bu sahne neredeyse ertelemenin küçük bir portresi gibidir.
Çünkü harekete geçme kararı vardır.
Niyet vardır.
Hatta aciliyet duygusu bile vardır.
Fakat davranış henüz yoktur.
Bir uyaran gelir, dikkat başka yere yönelir ve başlanması gereken şey yeniden geri plana düşer.
Ertelemeyi yalnızca “iradesizlik” olarak değerlendirmek bu nedenle çoğu zaman açıklayıcı değildir.
Daha yararlı soru şudur:
Harekete geçme anında ne oluyor?
Kaygı insanı her zaman hızlandırmaz
Kaygıyı bazen yalnızca harekete geçirici bir duygu olarak düşünürüz.
“Biraz kaygılanırsam çalışırım.”
“Son tarih yaklaşınca zaten yaparım.”
Belirli düzeyde kaygı bazı durumlarda kişiyi harekete geçirebilir. Ancak her zaman böyle değildir. Erteleme ve duygu düzenleme arasındaki ilişkiyi ele alan çalışmalar, zorlayıcı bir görevi ertelemenin kimi durumlarda kısa süreli bir rahatlama sağlayabileceğini göstermektedir.
Ama her zaman böyle olmak zorunda değildir.
Bir görev başarısızlık, eleştirilme, yetersizlik ya da belirsizlik gibi deneyimlerle güçlü biçimde bağlantılı hâle geldiğinde kişi göreve yaklaşmak yerine uzaklaşabilir.
Örneğin:
“Ya yeterince iyi yapamazsam?”
“Başlarsam ne kadar geride olduğumu fark edeceğim.”
“Ya yanlış karar verirsem?”
gibi düşünceler görevin yarattığı duygusal yükü artırabilir.
Bu noktada erteleme kısa süreli bir kaçış alanı sağlayabilir.
Burada bir ayrımı korumak önemli:
Her ertelemenin altında kaygı yoktur.
Aynı şekilde Oblomov’u da bugünün psikolojik kavramlarından birine yerleştirip tanı koyar gibi okumak doğru olmaz.
Gonçarov’un karakteri; yetiştiği toplumsal düzen, çocukluğu, alışkanlıkları, ilişkileri ve içinde bulunduğu tarihsel değişimle birlikte kurulmuştur.
Fakat edebiyatın sunduğu bu karakter üzerinden, insanın istemek ile harekete geçmek arasındaki sıkışmışlığı üzerine düşünebiliriz.
Ertelemek neden kısa süreli rahatlatabilir?
Erteleme neden olur diye düşündüğümüzde, bazen davranışın o anda sağladığı kısa süreli rahatlamaya da bakmak gerekir.
Diyelim ki tamamlamanız gereken önemli bir iş var.
İşi düşündüğünüz anda gerginlik hissediyorsunuz.
Sonra:
“Şimdi değil, akşam yaparım.”
diyorsunuz.
Görev ortadan kalkmadı.
Ama o anda onunla yüzleşmeniz gerekmiyor.
Dolayısıyla kısa süreli bir rahatlama yaşayabilirsiniz.
Sorun, akşam olduğunda görevin hâlâ orada olmasıdır.
Üstelik artık yanına zaman baskısı da eklenmiştir.
Ardından:
“Yine yapamadım.”
“Niye daha önce başlamadım?”
“Ben neden hep böyleyim?”
gibi düşünceler gelebilir.
Böylece bazı kişilerde şu döngü oluşabilir:
Zorlayıcı görev → rahatsızlık → erteleme → kısa süreli rahatlama → artan baskı → daha fazla rahatsızlık
Ve ertesi sefer göreve başlamak daha da zorlaşabilir.
Mükemmeliyetçilik ertelemeye eşlik edebilir mi?
Erteleme neden olur diye bakarken, bazı kişilerde yüksek standartların ve hata yapma korkusunun da sürece eşlik edebileceğini göz önünde bulundurmak gerekir.
Dışarıdan bakıldığında erteleyen bir insan bazen umursamıyor gibi görünebilir.
Fakat kimi zaman tam tersi söz konusu olabilir.
Kişi ortaya çıkaracağı sonuca o kadar fazla önem verir ki başlama anı giderek zorlaşır.
Çünkü başlamak, sonunda bir ürün ortaya koymak demektir.
Ve o ürün kusursuz olmayabilir.
Eleştirilebilir.
Beklentiyi karşılamayabilir.
Bu nedenle bazı kişilerde yüksek standartlar ve hata yapma korkusu, erteleme davranışına eşlik edebilir.
Zihindeki ölçüt:
“Çok iyi yapmalıyım.”
olduğunda bazen davranış:
“O hâlde henüz başlamayayım.”
şeklinde sonuçlanabilir.
Ancak burada da tek bir açıklama yoktur. Her erteleme mükemmeliyetçilikten kaynaklanmaz.
Ertelemenin altında bazen değişim de vardır
Oblomov’un hareketsizliğinde dikkat çekici unsurlardan biri de alıştığı düzenden ayrılmakta zorlanmasıdır.
Tanıdık olan her zaman iyi değildir; ama öngörülebilir olduğu için güvenli gelebilir. Değişim ise hareket etmeyi, karar vermeyi, sorumluluk almayı ve bir ölçüde belirsizliğe katlanmayı gerektirir.
Romanın ilerleyen bölümlerinde Ştoltz ona eski hırkasını neden atmadığını sorduğunda Oblomov’un cevabı oldukça yalındır:
“Alışkanlık, Andrey, bir türlü bırakamıyorum.”
Burada romanı psikolojik bir tanıya indirgemeden şunu düşünebiliriz: İnsan bazen kendisine iyi gelmeyen bir düzende bile, yalnızca tanıdık olduğu için kalmaya devam edebilir.
Bu nedenle:
“İstiyorsam neden yapmıyorum?”
sorusunun cevabı her zaman:
“Demek ki yeterince istemiyorum.”
değildir.
“Motivasyonun Psikolojisi: Neden Başlayamıyoruz?” adlı yazıyı okumak için tıklayınız
“Neden yapmıyorum?” yerine başka bir soru
Erteleme neden olur sorusunu yalnızca “tembellik” üzerinden yanıtlamak, davranışın ardındaki farklı nedenleri gözden kaçırmamıza yol açabilir.
Ertelediğimizde kendimize karşı kullandığımız dil çoğu zaman oldukça serttir:
“Çok tembelim.”
“Hiç disiplinim yok.”
“Normal biri bunu çoktan hallederdi.”
“Yine yapamadım.”
Fakat kendimizi suçlamak, davranışın neden tekrarlandığını anlamamızı sağlamayabilir.
Hatta bazı durumlarda görevin çevresindeki baskıyı daha da artırabilir.
Bu yüzden:
“Neden yapmıyorum?”
sorusunun yanına başka bir soru eklemek daha açıklayıcı olabilir:
“Beni harekete geçmekten ne alıkoyuyor?”
Görev fazla büyük mü?
Nereden başlayacağımı bilmiyor muyum?
Sonucundan mı korkuyorum?
Kendimden gerçekçi olmayan bir şey mi bekliyorum?
Yorgun muyum?
Kaygılı mıyım?
Yoksa uzun zamandır taşıdığım başka bir yük mü var?
Bu soruları sormak ertelemeyi haklı çıkarmak değildir.
Tam tersine, davranışın nasıl işlediğini anlamaya çalışmaktır.
Erteleme ne zaman psikolojik destek konusu olabilir?
Erteleme neden olur sorusunun yanıtı kişiden kişiye değiştiği için, tekrar eden örüntüyü yalnızca disiplin eksikliğiyle açıklamak yeterli olmayabilir.
Herkes zaman zaman bazı işleri erteler.
Bir işi ertelemek tek başına psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez.
Ancak erteleme tekrar eden bir örüntü hâline geldiğinde ve kişinin işini, eğitimini, ilişkilerini ya da günlük sorumluluklarını belirgin biçimde etkilemeye başladığında üzerinde durmak anlamlı olabilir.
Özellikle ertelemenin yanında yoğun kaygı, kendini yetersiz hissetme, suçluluk, kaçınma veya sürekli aynı döngüye dönme hissi bulunuyorsa mesele yalnızca zaman yönetiminden ibaret olmayabilir.
Bu durumda yalnızca:
“Nasıl daha disiplinli olurum?”
sorusuna değil;
“Hangi durumlarda duruyorum?”
“O anda ne düşünüyorum?”
“Ne hissediyorum?”
“Ertelediğimde ne değişiyor?”
sorularına da bakılabilir.
Amaç insanı sürekli üretken hâle getirmek değildir.
Amaç, kişinin kendi hayatındaki hareket alanını daraltan örüntüleri daha iyi anlayabilmesidir.
Oblomov’un asıl trajedisi belki de burada
Romanın sonunda artık Oblomov’un hayatına geriye dönüp bakarız.
Ştoltz, eski dostundan söz ederken onun zekâsız, kötü ya da duygusuz biri olmadığını özellikle vurgular. Aksine onu temiz ve asil bir ruha sahip biri olarak hatırlar.
Ama ardından şu cümle gelir:
“Ama hiçbir şey yapmadı.”
Ve Oblomov’un başına ne geldiği sorulduğunda Ştoltz’un cevabı tek kelimedir:
“Oblomovluk!”
Belki romanın en sarsıcı tarafı da tam burada ortaya çıkar.
Çünkü Oblomov’un hikâyesinde eksik olan şey düşünce değildir.
Hayalleri vardır.
Planları vardır.
Daha farklı bir hayat yaşayabileceğini zaman zaman kendisi de görür.
Hatta kimi anlarda harekete geçmenin eşiğine kadar gelir.
Ama düşünce ile eylem arasındaki mesafe tekrar tekrar açılır.
Bir iş yarına kalır.
Sonra bir başkası.
Sonra bir karar.
Sonra bir yolculuk.
Ve sonunda ertelenen şey yalnızca yapılacaklar listesi değildir.
Hayatın kendisi olur.
Bu nedenle Oblomov bize “tembel olmamak gerekir” gibi basit bir ders vermiyor.
Belki daha rahatsız edici bir soruyla baş başa bırakıyor:
İnsan yapabileceklerini sürekli sonraya bıraktığında, bu ertelemenin bedeli zamanla ne olur?
Psikolojik açıdan burada önemli bir ayrım var. Her erteleme Oblomovluk değildir. Hepimiz zaman zaman bazı işleri erteleriz ve bunun nedenleri kişiden kişiye değişir.
Ama bir davranış sürekli tekrar ediyor, kişinin seçimlerini daraltıyor ve yaşamak istediği hayatla arasındaki mesafeyi büyütüyorsa, yalnızca kendine “Daha disiplinli olmalıyım” demek yeterli olmayabilir.
Bazen önce şu soruya bakmak gerekir:
“Beni harekete geçmekten ne alıkoyuyor?”
Çünkü ertelemenin arkasındaki şeyi anlamak, kendimizi yargılamaktan daha fazla şey söyleyebilir.
Ve belki Gonçarov’un romanını kapattıktan sonra geriye kalan en güçlü düşünce de budur:
Bir gün yapmayı düşündüğümüz hayatla, gerçekten yaşadığımız hayat arasındaki mesafe ne kadar?
Bireysel danışmanlık ve randevu hakkında bilgi alın →
Eserin Künyesi: İvan Gonçarov, Oblomov, çev. Sabahattin Eyüboğlu – Erol Güney, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi.
